.....

8/11/2007 · Kategori: ULAN

... bir haftadır sabahın saat 9'undan başlayarak akşam saat 5'e kadar hiç durmadan alt katta korkunç bir şekilde matkap çekiç darbe delik deşik etme sesleriyle kafamı beceren,başıma ağrılar sokan, başımı sinirden yastığa gömerek bana cinnet halinde travmalar yaşatan yüzlerini hiç görmedğim sadece apartman boşluğundan kalın gür seslerini işittiğim kafa beceren apartman sakinlerinden nefret ediyorum.yeter artık kesin sesinizi.kafamın içini oydunuz!!

ayrıca iki seneden beri bıkmadan istanbul ticaret odası adına aranılan yanlış numaraya kodladığınız telefonumdan da nefret ediyorum. her cumartesi pazar düğün salonundan gelen derin gümbürtü seslerinden ve her düğünün sonunda ne hikmetse kavga edip tüm sokağı pencerelere döken düğündürüklerden de nefret ediyorum.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

8/11/2007 ·

....
gönderdiğin mektupları okudum.. yazdıklarını defalarca okudum. sonra.. sonra bana yaptığınla karşılaştım. beynim arızalandı. beynimi devirdi. zaten hep sensiz olduğumu anladım. zaten hep sana yazıyor olduğumu... büyük bir hızla kendi kodesimi yaratıyorum. güvenilir ama güvenilir en azından..çok ağladım. çok ağladım. çok .. çok çocuk oldum. ama çokta kadın.. çok insan oldum. kimseyle hatta kendimle bile yaşayamadım.artık gerçek ne bilmiyorum.beynimin içinde bir dolu sözcük inliyor.gerçek ne bilmiyorum.
kendi kötülüğümü istiyorum.. kendi kötülüğümü istiyorum. neden yazmadı diyorum .. kendi kötülüğümü istiyorum.. neden yok diyorum.
ama yapamıyorum.

Yorum (yok) Yorum yaz!

aynanda kesilmen lazım...

14/8/2007 · Kategori: YAZILAR UZUN

Pusula II

 

 

 

 

‘ Yoo!’

 

‘Acele edersen daha geç bulursun.’

 

 

Şimdi seni soymaya başlayacağım, ama senin ellerini kullanacağım bunun için. Rahatsız olduğun anlarda beni uyar. Ben, uyardığını anladığımda durabilirim, ama devam da edebilirim. Ama sen yine de uyar. Ben durmasam da, nerede canının yandığını bilmeliyim. Nerede, neden ve niye rahatsız olduğun, rahatsız olmandan daha önemli. Çırılçıplak olduğunda duracağım. ’

 

‘Sonra aynanın karşısına geçeceksin. Bir papağan nasıl konuşma öğrenir biliyor musun? Aynanın arkasına biri geçer ve konuşur. Papağan aynadaki yansımasını bir başka papağan zannederek konuşulanları tekrar eder. Peki senin aynanın arkasında ne olacak hiç merak ettin mi? Sen hiç kendinden geçtin mi? Kendinden geçmek için önce kendine geçişin olmalı. Aynanın arkasında söylenen sözler senin sözlerin. Çok zor olacak. Aynayı kırman lazım. Aynanda kesilmen lazım. Kanaman lazım. Oluk oluk aksa bile durmaman hem de.’

 

‘Hala emin misin bende durmayı, benimle durmayı istediğine? Benimle seviştiğini sanırken aslında kendinle düzüşğünü bilmeye hazır mısın? Kaybetmeye hazır mısın? Kaybetmeden haz alamazsın. İstemelisin. İstemek kaybetmenin kardeşidir çünkü. Onlardan uzak dur. Onlar Habil ve Kabil gibi bağlılar birbirlerine.’

 

‘Ama tam o arada bir yer var. Sadece orayı geçmen zor. Hem de çok zor. Olmamayı seçmen çok zor olacak. Ama ben bir tek oradayım. Ve aslında sen de bir tek ordasın. Olmamayı seçtiğin yerdesin aslında. Ama kontrolünü, bırakmadığın kontrolünü yine bırakmazsan asla gelemezsin oraya. Asla düşemezsin yokluğuna, yokluğuma, yokluğumuza. Oysa tek olmamızın tek yolu bu. Sen’in ve ben’im olmamamız.

 

‘Öyle bir yere geleceğiz ki zaman ve mekanın kilimini dürüp kaldırmış olacağız. Yatakta olduğumuzu sanıyorsan yanılıyorsun. Yatağın olmadığı yerdeyiz. Kadın veya erkek olduğumuzu sanıyorsan da yanılıyorsun. Cinslerin de olmadığı yerdeyiz. Akşam veya sabah yok, gece yok. Ellerin, ayakların, ellerim, ayaklarım da yok…’

 

‘Eğer anlayacak yerdeysen hala, son söz: her şeyiz ve hiçbir şeyiz artık.’

 

Şimdi ben de gelmeliyim. Bu sıkıcı ve kontrollü rolümden kurtulup geliyorum. Oradaysan seni göremem, orada değilsen de bunu anlayamam artık. Yokluğuma geliyorum…’

 

Cem Mumcu

(hassas ruhlar terazisi)

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

kızbebek demişler sonra eksik etek..ya kaşık düşmanı ya da bazen

14/8/2007 · Kategori: PASAKLI YAZILAR

 

KIZ BEBEK

 

Benim dogdugum gün, saçaklar aglamis Annem kiz dogurdu diye, babam suçlamis... Tam otuz yedi gün eve ugramamis, adimi koymamis....

‘KIZ BEBEK’ demisler. Sonra eksik etek. Ya kasik düsmani ya da bazen avrat.

Ben bir KADIN'im, ama önce insanim.

Ben bir kadinim, hem de kötü kadin.

istemem ... istemem ... Haksizlik istemem...istemem ... istemem ... Sonra hiç affetmem. istemem ... istemem ...

Kimseye benzemem.

Ben bir anayim, bir erkek dogurdum. Uykusuz gecelerde, ona meme verdim, ninniler söyledim. Onu ben büyüttüm. Sonra adam ettim.

Saçim uzun benim, aklim daha uzun.

Fikir yürütme, üstünlük taslama.

Ben bir KADIN'im. Ama önce insanim. Ben bir kadinim, hem de kötü kadin.

Beklemem ... Beklemem ... Güzellik beklemem  ... 

istemem .. istemem ..

Ona baba demem. Onun bir kizi yok. Mazaret istemem ...

Saçim uzun, benim aklim daha uzun. Fikir yürütme. Üstünlük taslama. Ben bir KADIN'im, ama önce iNSAN'im..

 

 

.....   sevgili Nazan Öncel' in dokunakli ve dokunsan aglayacak  gibi duran gözlerini daha da anlamli kilan sa r ki larindan birinin sözleridir  'KIZ BEBEK' benim için ,  her ne kadar babam ben dogdugum da 37 gün eve ugramamis olmasa da ...   bir ana olmasam da ... bir erkek dogurmasam da ... .......      ,  hayatimin ergenlik dönemi gibi bol geçisli , karmasik , adi sani belli olmayan , bünyemi alt üst eden ve daha sayamadığım bir çok değişikliği bana yaşatan bir döneme girer gibiyim aylardan beri ,, oysa tanıdığım kadınların çoğu 'ilerde fikirlerin değişecek' le başlayan nutuklarına giriş yaptıklarında ilerde dedikleri zamanın bu kadar çabuk beni yakalayacağını hiç ummuyordum, belki o belledikleri zaman beni değil , belki de ben  onu belledim bilemiyorum , , ,   ''sözlerin artık ikna etmediği bu yaşım'da,ağlamakta artık zor geliyor zoruma gidiyor..''  der,,  kelimelerimin daha da dağınık bir hal aldığı bu günlerimde ağlamak  ne kadar zoruma gitse de zor gelse de zaten gözlerimden süzülen adı olmayan bir iki damla 'nın ardından tıkandığım gibi anlatırken ve konuşurken de tıkanıyorum,, farkında olduğum bunların hiçkimseyi ilgilendirmediği,ilgilendirmemesini ilginç bulmuyorum,

bana da biri kalksa mızmızlansa arkamı döner yürür giderim muhtemelen ya da dinler gibi yapıp hı... hı..evet anlıyorum ....derim içimden git işine diyerek,,çok üzerime gelse yeter derim anlatma bana baydın beni... yok dertmi bu Allah aşkına,,hadi sende ,,,  aradaki fark şu !bendeki dert değil...dert nedir bilmiyorum açıkçası en azından elimdekinin dert olmadığını anlayacak kadar kadınım artık,,,  nasıl sevdiysem o şarkıyı ya da şiirden bir cümleyi  bu sayfayıda sevdim ve kendimde her ne kadar o tanımadığım birilerinin sersemce ve alakasız buldukları bu yazılarımı buraya yazmaya kalkıyorum yine.. yine hayatımın en olmadık işlerinden birini yapıyorum,  ''gider yapmıyorum aklımca kendimce,,ahhh ben burdayım demek değil amacım,,bu açıklama ve savunma tadındaki şu son bir iki cümleyi yazarken ben sadece yazma ve düşünce özgürlüğümü kullanıyorum,,ve kendimden bir parça saydığım bu sayfayı karalıyorum inat etmeden kaşınmadan ,, o çok bilen kadınlar lütfen ben sizlere sizi bilmediğimden ötürü yorum yapmazken sizlerde bana bunu uygun görün hani o bas bas özgürlükten hükümlerinizden haklarınızdan eşitlikten söz ederken lütfen okumaktan haz almadığınız hatta rahatsız olduğunuz bu satırlar hakkında yorum da bulunmayınız'' ..

 ergenlik dönemi gibi değişik bir döneme geçişimin adını koyabildim çok zor olmadı aslında günlerce kendimdeki değişikleri adlandırmaya çalışırken ve ne olacağını şüpheyle beklerken bütün bu bekleyişlerimi ve karışıklığımı sadece  bir elmayı ısırdığım an adlandırdım, KADIN olduğumu anladığım ya da KADIN olduğumu hatırladığım belki de sahiden de KADIN olduğum o an,,, anladım ya da oldum,,,

 

'' omuzlarım nasıl da ağırlaştı o an, karma karışığım ağırım,,peki ya omuzlarımdaki ne sütyen askılarım değil beni sıkan ..çünkü takmadım, sol omuzumdaki bir melekti,hevesliydi,sağ omuzumdaki diğer melek... hanginiz iyilik için hanginiz kötülük için çöktünüz omuzlarıma, hanginiz Tanrı adına burdasınız , ya şeytan olmasaydı ,, inat etmeseydi...

sol omuzumdaki melek sen şeytan adına burda olmalısın ama şeytan gibi inat değilsin küfürlü değilsin ,,

sağ omzum karşımda duran deniz için acı çekiyor, sol omzum göğsümü sıkıştırıyor ,, nefesim kesik kesik,,heryer sigara dumanı , sol omzum zehirlenmiş gibi lezzetli elmayı ısırdığında ,, hayır omuzlarım yok benim ,peki neden kalbim etten değilse sadece eğer, eğer öyleyse neden kalbim sol tarafımda , sol omuzuma oturan kötülük peki neden,,  ya sağ elim sağ yanım iyi ise sağ omzumun devinimiyle sağ elimle tokalaştım seninle sanki hiç perdeleri kapatmayacakmışız gibi...

sol omzum düştü melekle beraber ıslanmış çarşafların ortasına,deniz nerde göremiyorum ,,

anlamıyorsun anlamayacaksında ,,

denizi göremiyorum ,,görmemem daha iyi yoksa boğulurum, kolyem çizik atmış boynuma  gitmem gerek , saatim gelmiş,,bacaklarım akıyor,, ömrüme bir 7 saat daha ekleyemiyorum,, 7 gün 7 gece daha yanında olamıyorum,, sağ omzumu yasladığım şehir plastikmiş sanki,  plastikten bir bebek yapmış beni..

sadece naylonumsu saçlarım sararmış, omzularım var,,sağ omzumda, karşı yakaya uzanan deniz ağlıyor sessiz sessiz.. hala eriyor şehrin plastik binaları yolları duvarları yok oluyor şehir, sağ omzum boşlukta sallanıyor,,,çok sıcak ...sıcak tan eriyor ,,,, ölüyor belki de,, üzerimden çıkardığım blue jeanle ,  çizmelerim ve iç çamaşırımı belli eden beyaz ince bluzumun altında başka bir elbise daha varmış üzerime öyle yapışmış ki vücudumun kıvrımlarını göstermemiş bana,, kadınsı hatlarımı,, bacaklarımı birbirine yapıştırmış , kundaklanmış bebek gibiyim,, güçlü ama sihirli bir el değiyor üzerime yapışan elbiseye,bir kibriti kutusuna sürterek yakıyor, o küçük yanan ateşle plastik kundağımı eritiyor,,evet bir kibriti yakmak kadar kolay ,,,,   kolay....    mış ..mışş..evet anlıyorum....      

elbisem i giydim,,dikişsiz..iğnesiz,,,terzi eli değmemiş..en az bekaret kadar temiz... hakiki deri dedikleri aslında bu olmalı hiçbir mağazada satılmayan ,, çünkü eşi benzeri bedeni hiçbiryerde olmayan bir elbise,,,çok kolay girdim içine elbisenin , tam benim vücuduma göre ,  KADIN'lığın bir elbisesi varmış meğer,, tenim benim elbisemmiş,,parlak jelatinli bir hediye paketi gibi  geldi ellerime, insanoğlundan değil doğumum kadar gerçek,,ölümüm kadar olacak ve olması gereken ,,  geldiği yaratıldığı yer belli besbelli.....,, 

erimiş plastikler yapış yapış..çantama sokuşturuyorum ,,yanımda götüreceğim,,belki yolumun üzerindeki denize atarım, belki eve götürür,üzerine binbir yama yapıştırırım, ,,,, 

 

hızla çıktım yangın çıkardığım o binadan,puzzle gibiyim,,makyajım akmış,meleklerim nerdeler bilmiyorum ,, eve gideceğim,evim demiyorum ev diyorum,hadi ben gittim,,ağlayamıyorum , mankafa gibiyim ,  elbiseyi giydim ama ,,,KADIN olmanın zorluğunu hiç hesaba katmadım, ağlayamıyorum,, hadi ağlat beni,,, kanamıyorum da,, kanatamazsın da zaten beni,, her aşk  bir yalancı doğuruyor yalansız aşk var mıdır? kimi telli duvaklar ,,buket demet çiçeklerle besliyor hayallerini..

benimse aldığım sadece bir elbise,,,bedelsiz,,,

kendimi tırnağıma sürdüğüm ojenin bozulmamasını önemsediğimden daha fazla önemsiyorum artık...çünkü artık,, artık ,,,

belki beni kanatamadın ama tırnağımdaki kırmızıyı kazıdın,oyuncak bir bebeğin cinayetinden de ancak bu kadar kan çıkar işte,tırnaklarımdaki kırmızı kadar,,

çok fazla hikayesi olan kadınlar tanıyorum onlarla oturdum,,sohbet ettim,bazısının genlerini taşıyorum ,  o hikayeleri olan kadınlarla artık ortak bir noktada buluşuyorum gözümün bebeğine yerleşen o hassas ama bir o kadar güçlü olan o ifade!,,

her kadının bir başlangıç yaşı var sanıyorum,ergenlik gibi geçiyorsun oraya,önce eşitlikten haklardan ,,duygulardan ,,bakış açılarından vs... vb.....  lerin evvelinde unutulan birşey olmalı,yapılan tartışmaların,,savunmaların önünde..  bir vücut ..bir beden,,,seni daha farklı kılan önce bu karşı cinsinden,

ve sen kanarsın ,,için kanar ,,,tırnağının kırmızısı kanar,,dudağındaki kırmızı ruj kanar,,,kanar,,, ve sen eşit değilsin..olmakta isteme .istemiyorsunda zaten,,, aynı olmakmı istiyorsun ..mitinglere katılıp pankartlar açıyorsun,,,  sadece bacakların kanadığında 'artık kadın olmuyorsun... için kanadağında..kanayarak öğrenir mi bir insan '  bazısı 14,, bazısı 17,, bazısı o halde hiç kadın olamıyor,, bir KADIN'lık hikayesinin başlangıcı gibiydi belki,.. ama sen tek başına KADIN olmuyorsun, kadın olacağın kız bebek olarak dünyaya gelmenden belli değilmi ,,bunu sağlayanda bir başka kadın,, ve bir erkek,, ..

 eğer kutlarsam bu senin savunduğun köyde ve  ..okuma yazma bilmeyen,,adamlara çocuk yaşta para karşılığı satılan , dayak yiyen,,işkence gören ,, o savunduğun KADIN'lara haksızlık olacak, ,, kutlamıyorum,,hatırladığım yada bana yazdırtan haklarım değil ,,eşitlikten yana oluşum değil,,, KADIN olmam,,,bende böyle bir kadınım işte... ister KIZBEBEK  de ister KADIN de....  ve düşündüğüm...anladığım... 

hep bir yaş dönümüyle başlıyor kadınlık,ya günah zannettiğin o yangınla ,,yangın zannettiğin cezan ile ,,,

hep bir anda giyiniyorsun kadınlığı,,,,kadınlar çiçek değildir,,,çünkü.... kadına isimler takma,,kadın ..kadındır,,,    KADIN gibi KADIN ...nasıl olur nerde başlar ,,,,  ,,,,,, 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

turkcell super lig..hİÇ baŞLamaSıN

14/8/2007 · Kategori: PASAKLI YAZILAR

 

 '' belki de biz hayvanız dedi zenci adam tecavüz ettiği hücre arkadaşı olan beyaz adama,,  beyaz adam zencinin yüzünde az biraz kedere dönük insanlık gördü o an,,,

belki de o yıllardır dünyamıza ayak basacakları söylenen uzaylılar çoktan geldiler..biz duymadık .. geldiler..ürediler...

belki de biz onların tohumlarıyız..belki de onlar öyle...

peki ya onlar kim...

çoktan gelmiş olmalılar..geldiler...ürediler...çoğaldılar...

o yüzden böyle....

o yüzden aynı dünyada böyle ....

evet ..evet.. aynı dünyadayız..ama farklıyız..... ya diğerleri..ya biz...hangimiz...  dedi zenci....

beyaz adam saçlarını kazıttırmıştı artık,kolunda dövmesi..beyaz atletiyle......

ranzanın alt kısmına uzandı zenci iri ve genç adam..beyaz adamda yanına uzandı..zenci arkadan sarıldı ona ..gülümseyerek uykuya daldılar....hücrenin içinde....,,,, ''

 

 

    sabah  7 de izledim bu filmi,,hangi gündü bilmiyorum,,neden aklımda bilmiyorum..çok da önemli değil aslında,,şu anda da bir film oynuyor ..kaçıncı gösterimi saymadım..hep aynı filmler..aydan aya değişiyor sadece..sıkıcı...şimdi de adamın biri eski karısı rahatsız ediyor ..öte yanda 16 lık bir genç kız bir çocuğa aşık ..çocuğun tek amacı kızla yatmak kız istemiyor, pikapın içinde konuşuyorlar,, çocuk kıza kolye hediye ediyor,,tamam bu kadar işte kız sandı ki çocuk onu seviyor..yaklaştılar...daha fazla ileriye götürmedi kız..çocuk sinirlendi....,,kız ağladı..16 yaşında diyemi? yoksa seviyor diyemi.... neysede kız tekrar buluştu çocukla..yine pikapın içindeler..ya başka yer yokmu buluşçak..çocukta ufak zatende..kız tam bir salak olmalı..körmüsün kızım bir kolyeyle senden çok değerli birşey almak istiyor..ona göre o kolyeye verdiği paradan daha değersiz olmalı ..amaç..sebep.. istek.. heves.. vs....kız farkında aslında içinde kabullenmek istiyor,,arada kalmış gibi..sevilmediğinin farkında ama sevilme umudu olsa gerek.. ya da ciddii ciddii kızın kaşıntısı var..neyse de çocuk yine yaklaştı kıza kız olmaz dedi zırlamaya başladı..çocukta kızın boynundan kolyeyi söktü aldı ve kıza döndü dedi ki bunu kaç kıza verirsem bana neler yapacaklarını biliyormusun ....vs.vs...

kız ağladı pikaptan atladı yere..ormanda koşmaya başladı...gece yarısı.. o sahne orda kaldı şu eski karısını rahatsız eden psikopat adam kadını kaçırdı....bu arada bunlar aynı filmde oluyor..ormana kaçan kız ağaçların orda ağlıyordu..en son..ormanda daha tehlikelisi yokmudur acaba??!!..

ya da sevilmemekten daha iyi ormanda ki tehlike,,,,???..ya da bu kadar korkak ürkek olan o 16lık kız nasıl olurda o saatte ormana doğru koşabilir...bu saçmalıklar film izlettirmiyor adama..filmi izledim sayılır ne zaman açsam ya başını yakaladım..ya ortasını..ya da sonunu parça parça yanii.izledim sayılır yani..o kadar çok yayınladılarki....bu arada ormana kaçan kız missy..hastanede yatıyor ..durumu nasıl? yaşıyor ama ...görebilirmiyim..fazla kalmamak şartıyla..  ne oldu cidden missye..kötü görünüyor ..dayak yemiş sanırım ve aynı zamanda.....hastanelerde bu kadar düzgün cümle kurulduğunu görmedim aslında yaa neyse.sardım yine ben..günün bu saatinde televizyon izlemiyordum aslında..uyuyor olduğumdan..gündüz de izlemiyorum..akşam genelde maç izlenir bizim evde ..kimin maçı allah aşkına her akşam her akşam..kumanda elinde ..sesini fazla açmış eşim..yeşil saha..koşan adamlar..gürültü..o olmasa şu kel playboy tipli adam ayakta dikilmiş yorumlar yapıyor ....birde yanlış anımsamıyorsam genç bir kadın var adamın yanında ..birileri telefonla bağlanıyor..futbolcu sanırım bağlananlar..o kel adam dün gece ne alakaysa tişört üstüne gömlek giymiş..boynundada atkı vardı siyah..kumaşş...soğuktan korunmak için takmamış zaten..stil yapmış kendinee..neden bana anlattıkları hep aynıymış gibi geliyor..ya erman toroğlu.. öteki yavaş konuşan adamın adı ne bilmiyorum..erman toroğlunun parmakları ne kadar kalın farkeden oldumu...ne anlatıyorlarrr..bilmiyorumm..geçen akşam yine maç vardı seyircisizz  dii hatta..onu izledimm tuncay şaşırdı sen maç izlermiydin dedi.. bak dedim böyle daha iyi bağıran o uğultu olmadan yanii.... hayır yani bu oynayanlar nasıl o gürültüde oynuyorlar anlamıyorum..saha ya atılan şişeler filan..ya birde şu slogan çok komik tuncay ' ı love you ..... bilmemne! ' saçma yanii..üzerine aynı olayın yorumları ne anlarsın bilmem..artık maça gitmiyorum farkındaysan sevinmen lazım..dedi tuncay..yaa ne demessin gitsen daha iyi aslında benim kafam şişiyor burda....kusucam yakında yeşil saha görmekten!  yaaa şimdi böylemi oldu Aslı hanım..!! ..bende senin izlediğin o sessiz filmleri sevmiyorum. kasılmıyormusun sen onları seyrederken.. yoksa kendini kasmaktanmı hoşlanıyorsun!  ne alaka tuncay! kasılmıyorum ben düşünmeme yardım ediyor o filmler benim zaten çok ta televizyon seyretmiyorum farkındaysan.kasılıyormuşmuşummm lafa bak!   aç bak ne var sanki tv de ..aynı şeyler.. saçma sapan.. biz de oturup bakıyoruzz bi halt varmış gibi.,,... Ne yani televizyondamı izlemeyelim yok artık.nefes te almayım oldu!akşamdan akşama bir keyfimiz var sendeee.... ben sana nefes alma mı diyorum sen benii öpte başının üzerine koyy!! sadece her zaman izlememekten yanayım..duyanda seni sıkboğaz ediyorum zanneder! nefes almayayım diyor yaa şuna bak!!!  Aslıcığım!! laf sokup durma! ben laf sokmuyorum sen tersinden anlıyorsun her dediğimi!  yaa aslıııı şunu derken bile imalı söylüyorsunnn...!!  Tuncay ,,biz seninle eskiden televizyon izlemezdik bilmem hatırlıyormusun?! evet o zaman dışarda buluşuyorduk çünkü..  haa şimdi evlendik diyemi televizyon izleniyor yani. saçmaladın şimdi..,, aslı yanlış anladın yine.. ..,,, ya tabii ben geri zekalıyım ya yanlış anlayan ben oluyorum nedense !! ben anlayacağımı anladım yorma kendini..

aslı sanki beyninde ur var o ur beni kötüü bilmen için dağılıyor sankii kafanda haaaa!!  öööfff ne uru bee saçmaladın yine ben gördüğümü söylüyorum!!   .......   hadi hadii sen maça git en iyisimii ,,,konuşamıyoruz bile baksana..en azından kafamı şişirmezsin!...  ya öylemi Aslı hanım konuştuğumda kafanız şişiyor demek vayy be!! .... maçının sesinden şişiyor kafammmm!!!!.....  bakk ters anlıyorsun işte tuncay ..ne söylediğimi dinlemiyorsun çünkü..dinlemeden cevap veriyorsun bana!!  o yüzden hiç konuşmayalım!!!   ...

kızımm çok sıkıldıysann ne yapman gerektiğinii biliyorsunn!!..  bana bak tuncay ima eden sensin iştee açık konuşsana sen!!   yok!yokkardeşim kıza ne yapsak yaranamıyoruzzz yaaa!!!!   ööff kes ya söylenip durma kendii kendinee  tuncayy...!!     sonrada neden böyle diyorsun işte ..oturda düşün.. ben artık inan düşünmüyorumm tuncay.. ............

 

 bunu yazmam ne kadar doğruydu bilemiyorum aslında..özel hayat dediklerinden...karı-koca arası dediklerinden..bu yeni olmadı aslında ne zamandı bilmiyorum ..çok sık olduğundan .... daha yazmadıklarımda var tabii bu diyologtan...aslında ben bu sabah hayatımın en olmadık işini yaptım televizyonu açtım!!,,filmlere takarken konu böyle buraya geldi.. belki çoğu insanda vardır  buu..hani tartışma demeyede şahit lazım da aslında..sürtüşme mi demeliyim.. sonra konu olmadık yerlere gidiyor..

ben bilmiyorum televizyon ne zaman kapanıcak.... ya da bir karara varılıp ne zaman ortada buluşulacak.. ben bilmiyorum.. televizyonun insanı tembelleştirdiğii düşüncesindeyim.. sadece belli günlerde ve saatlerde izlenilse.. mesela..bilmiyorum..uyuşturuyor bu televizyon insanıı.... ya da zevk seçim meselesii olsa gerek..ilgini çeken neyse o nu seyretme hakkın var tabii ki.. o ayrı konu..kavganın sonunda ikimizden biri yatak odasındaki küçük televizyona kalıyor sonuçta.. genelde de bu ben oluyorum sanırımm... eğer o an televizyonda izlemem gereken bir şey varsa tabii...  zaten son günlerde hiiç açmıyorum özellikle ana haber bültenlerini görünce iyice soğudum televizyondan.... ..   bir arada dvd kiralamaktan gınaa gelmişti..

şimdi geçen gün ablam geldi..oda felaket maç seyreder...sesinide açarlar sonuna kadar ..maç izlerken küfür etmek olağan bir durum sanırım..yadırgamamaya çalışıyorumm!! ne kadar zorlansamda... ablam birasını açıp tribün edasıyla odanın içine girince bende bilgisayarın başına oturdum..tuncay ablama gülerek dedi kii; ' ..haa ! bak aslı da kocasının yanına oturdu işte!.... '..  daha önceden de söylemişti sanırım aynı lafı..ney se de ....sorun ne bilmiyorum.. evlilik böyledir demek kabullenmek demek sanırım.. çocuk ta haklı tabii.. maç daha cazip gelecektir sonuçta.. onu tanıdığımda tribünlerden çıkmıyordu...çıkmasaydı daha mı iyiydii.. acaba..hayır bu sıkılmaktan değil... aslında..ne benim kafam şişecektii nede kavga edecektik ..hoş o zaman da nerde kaldınla başlayan kavgalar sözkonusu olurdu büyük ihtimal..birde malumunuz tribün ortamı !!   ya ben sıkılıyorum sanırım ..sıkıldığımdan... böyle... ya da o da sıkılıyor sanıırm ..teselliye gerek yok gibi...  düşündüğüm şu oldu; 24 yaşındayım ve daha ne kadar yaşayacağım belirsiz büyük ihtimal daha yaşayacak günlerim senelerim vardır ...allah bilir de,, kalan ömrüm böylemi geçecek... benim bunu kendime sormam bile  kırmızı alarmmı demek acaba!! yoksa gelip geçici bir durummu demek diye düşünmeliyim..hani şu son zamanlarda herkesin sözettiği havalardandır gibimi?? kış... soğuklar.. gri gökyüzü.... çiçek börtü böcek yokken aşk olmazmıı...ne ilgisi varr....aşk zaten anlık demiştim de,,, ama nerde benim serseri aşık kocam??.....!! 

 

(turkcell süper lig..hiç başlamasın)

2007 ^kış^

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

doğumumu bana......

11/8/2007 · Kategori: PASAKLI YAZILAR

Doğumumu bana anneannem anımsatır, ‘’çok güzeldin sen, baban koşarak gelmişti kapıya haber  vermek için, -çok güzel                       bir kızım oldu…  demişti, gitmişti hemen… ‘’

Anneanne! babam mı! çok ilginç, …

 

          ( Ahhh , … anneannem! Varlığın da, yokluğun da beni hem üzüyor, hem çoğaltıyor beni, beni önemli yapıyor… ) Babamı düşünemiyorum aslında o şekilde, gözümde canlandıramıyorum net olarak, yaratabildiğim ‘’daha zayıftır ‘’ sanıyorum… , şimdi de şişman, göbekli bir adam değil, şu siyah beyaz sade bir stüdyoda çekilen gelinlikli annem… babam zayıf, papyonlu, komik aslında, onların yaşlarında olanların albümlerinde de var bu fotoğraflardan, babam o fotoğraftaki gibi hafif çelimsizliği anımsatan bir zayıflık halinde olmalı ben doğduğum da, yalnızca bunu yaratabiliyorum… O çelimsizlik yaşından, genç oluşundan kaynaklanıyor… Hayır, hayır… , şimdi de şişman değil, kapı gibi adamdır o, ‘’benim yeşil derin gözlü babam…’’ Hani sanıyorum ki;  erkekler zamanla yüz hatları oturuyor, bedenleri kalıplaşıyor gibi, adam dedikleri o olmalı, şişman da değil, zayıf da değil, kapı gibi dediklerinden, oturmuş vücut hatları dediklerinden olmalı ya da bu benim tarifim. Babam ben doğduğum da zayıf olmalı,… bunu yaratabildim. Bir de kapıdan haber vererek içeriye girmeden gitmesi... bunu yaratmadım ama, ilginç bulmadığım tek şey bu olmalı…

 

        Sol bademciğim şişti, boğazımda gıcık var, sürekli gıcık halindeyim, öksüremiyorum. Nefes egzersizi yapmalıyım belki de. Kendimi… soluğumu kesiyor sıkıyor gibiyim. Buzdolabını açtım, poşetteki kepekli sandviç ekmekleri morarmaya başlamışlar, hafif koparıyorum morlukları peynir, salam, yumurta sarısı,zeytin ezmesi, ayran … Uyumak istiyorum bunu yemesem direk gidip zıbarsam, yedim bile. Tatmin olmadım. Franbuazlı dondurma yedim üzerine, sandviçten önce kahve içmiştim, nedir bu pis boğazlılık, … Ayran üzerine franbuazlı dondurma. Sigara içiyorum, midem otursun, sakinleşmeliyim, bilgisayarın başından hazır kalkmışken, uzanarak yazmalıyım yine eskisi gibi … , telefon … sayfayı yırt perileri kaçırdılar, yeni bir giriş cümlesi … , telefon … , sayfayı yırt, ziyan etmeyeceğin bir defter ara, evin içinde orda burada okunmayı bekleyen kitaplar, ayaklarım buz gibi, çişim geliyor, işemeye gidiyorum, klozete oturuyorum, … , ‘’SEN … SEN … FARKLISIN … SEN OKYANUS GİBİSİN ‘’ diyen bir ses … , çişimi yapıyorum , çişimi yapıyorum , okyanus gibisin … gülümsüyorum …

                                                                                                                       MART.2007

                                                                                                                        İstanbul …

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

martılar kalk demiş

9/8/2007 · Kategori: PASAKLI YAZILAR

           Acaba Mart’ta kedilerin çiftleşmesinden sonra … Nisan’da da martılar mı çiftleşiyor … iki gün önce kapıdan çıktım, köşe başında diğerinin üzerine çıkmıştı kedi, altındaki kedi de avanak avanak bakıyordu … ne kadar olağan bir durum … iğrençti … Bu bana Beyoğlu’ndaki bir barda kalabalığın içinde gördüğüm koca ağızlı, sarı saçlı, iri memeli kaltağın arkasında yapışık duran, yüzüne hiç bakmadığım barın loş ve karanlık ışıklarının altında baksam da seçemeyeceğim, gözlerimi zorlamaya değmeyeceğini düşündüğüm piç kurusunun, ayakta karının arkasına sürtünürken etrafa sanki hiç bir şey yapmıyorlarmış gibi avanak avanak bakmalarını anımsattı … Ah evet ne kadar olağan bir durum, hayvanlaşan insanlık böyle bir şey sanırım …

          Çatılarda ya da park halindeki arabaların altında becermiyordu o sarı kedi diğer avanak kediyi, diplerinde de birkaç kedi yerleri kokluyorlardı kaburgalarını yukarı doğru kaldırarak. Evet, sanırım o düzüşen, kokmuş etleri yiyen pis kedilerden farkı yoktu bir takım insan topluluğunun …

Ne tuhaftır ki aynı güne, aynı geceye, aynı mevsime tıkılı kalmışım gibi hissettiriyor şu uğuldayan stadyumun gürültüsü, saha da koşan adamların çimlerin üzerine tükürüşünü izlemek bana … tam o sırada ekrana ruh hastası gibi dikmişken gözlerimi Tura bana soruyor ; - Kısıyım mı sesini … - Eh evet … yoo kısmasan da olur, kısma, sadece … sadece uğultu …

Ne yazacağımı unuttum, kediler tepinmeyi bıraktılar balkonda bak, az evvel martılar GARK … GARK …  lıyorlardı …

 

Martıları sadece beslemeyi seviyorum, ‘’ İstanbul bana bugünkünden daha da yabancıyken, soğuk bir Şubat günü ilk vapura binişimdi, üzerimde en az iki beden büyük gelen bana blue jeansimle, bana kalp çarpntısı yaptığından dolayı hiç mi hiç giymediğim kırmızı … kırmızı bir swit … vardı. Sırt çantam ve kimyasallardan iz donuk … mor …  gözlerim … İstanbul dedim … bugünkünden daha da yabancıyken dedim, itilmiş sevgisizliğimle kurduğum bu cümle beni düşündürdü, çok değil bir tek saniye! İtilmiş sevgisizliğimden kastım; İstanbul … bugünkünden daha da yabancıyken, sevgisizliğim ve sevgiyi ittiğim İstanbul, sevmediğim ve hala da yabancı gelen İstanbul. Ama dedim ya bir tek saniye geçmişken, alaycı bir gülümsemeyle düzeltiyorum … ‘’İstanbul o zamanlar daha tanıdık mıydı ne? … Şimdi ki kadar yabancı değildi. İstanbul tanıdıkça yabancılaşanlardan … Ah sadece kentten nefretim … Ah kentimi yabancılaştırıyor insan  yoksa … İnsanın, inancın, masumiyetin mezarlığı gibi burası … Yabancıları hiç sevmiyorum, korkuyorum yabancılardan, öyle kötü kalpli yabacılar ki onlar korkumu yüzümde arıyorlar. Ah sadece kentten yabancılaşsan…’’ İnsanın masumiyetinin, inancının çekip gitmesi gibi bir şey,…

O soğuk Şubat günü ilk vapura binişim… demir geçitlere beni atan iki gözlü deli bir jeton. Bindiğimin vapur olduğunu bile bilmiyorum. Gökyüzünde uçam kuşu uçak zanneden kasabalı Bilgen gibi dangalaklığımı azdırmış ismini söylemeye çekindiklerim. Vapurmuş, çok geç anladım. Ya da vapurun adını sonradan ezberledim. Uzun, gölgeli saçlarımı beremin içine tıkıştırmışım, bir kağıda bir şarkının sözlerini yazıp, altına tarihi ve imzamı atmışım, rutubet kokan o apartman dairesinin duvarına yapıştırmışım çıkmadan evvel. Demir geçitlere giren jeton… İki gözlü, deli bir jeton. Dışardaki tahtadan, kıç acıtan sıralara oturuyorum. Çok esiyor, çok esiyor… Üşüyorum… , eldivenlerim yok… , ellerim üşüyor.. Sigaramı piç edip denize atıyorum, ellerimi ceplerime sokmak için… , ceplerim yok... kollarımın arasına sıkıştırıyorum ellerimi… Çok esiyor, çok esiyor… Çok rüzgar var… çok rüzgarlı… Sanki oturduğum tahta sıra dandikmiş. Uçup gidecekmişim havaya rüzgardan. Derken burnumun ucu kadar yakınıma koca ağızlı bir kuş geliyor, peşi sıra çoğalıyorlar. Gözümün içine bakıyorlar sanki. Ürkütücü… Kimisi daha küçük, kimisi çok daha büyük. Burnumun ucundalar. Çoğaldıkça çoğalıyorlar. Çoğalırlarken intikam almaya gelmiş gibi hep bir ağızdan bağırıyorlar… GARK! GARK! Katledecekler insanları, büyük gagalarıyla koparacaklar kenarda duranların kollarını…. Derken sağ tarafımda bir devinim hissediyorum. İki erkek kendi aralarında alaycı acır gülümsemeleriyle denize simit atıyorlar. O saniye içimden ‘’aklıyla zoru olmalı bunların’’ diye geçiriyorum. Meğer martıları besliyorlarmış. GARK’lıyanlar martıymış. Kimseye sormadım bunlar ne diye. Aslında zaten bildiğim, fakat adresi belli olmayan, bulunamayan bir paket gibi ordan oraya savruluşum, beni bunu kendime söyleyip tastik etmeme engel olmuştu. Vapur yanaşasıya kadar bulmuştum çoktan.

Martıları sadece beslemeyi seviyorum. Sesleri bana biraz daha kalmam gerektiğini söyler gibi. Bana acı verir gibi. Keşke biraz daha görseydim seni. Keşke o gece topuklu ayakkabılarımı giyip, barların içki ve pislik kokan karanlıklarına gitmeseydim. Keşke o gece ağzımın tadını bozan o yuvarlak hapı yutup kusmasaydım. Keşke o gece topuklu ayakkabılarımı çıkarıp ayaklarımdan, pijamalarımı giyip üzerime senin koynuna girseydim. Düşüyorlarım ülkesinde binaların tepeme yıkılmasını yaşamaktansa… keşke o gece sabaha kadar senin beni sevmeni izleyerek uykuya dalsaydım. Çok yalnız kaldın biliyorum…

 

 

Sabah esprisini yine yapmış anneannem. Bana ‘’kalk..kalk..kalkk’’ deyip durdular demiş teyzeme. Teyzemde uyku sersemi ‘’kim şu anne!’’ demiş. Martılar demiş anneannem… Martılar kalk dediler demiş… Martılar kalkgarklamışlar

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

portakallı kereviz

9/8/2007 ·

....Bugünlerde hangi yazan dostlarıma rastlasam yazamadıklarından şikayet ediyorlar..  .. yaklaşık bir yıl evvel bir siteye üye olmuştum sitenin çok gündemine ya da konusuna uymasa da düzenli yazı yazıyor yayınlıyordum,,son zamanlarda sitedeki forumlarda gerek sohbet odasında adını sık sık gördüğüm birine rastlamaya başladım.. hani olur ya ..müdavimleri vardır açarsınız sayfayı daimi oranın azılı konuklarıdır onlar isimlerini akılda tutmazsınız ama ekranda gördüğünüz şeyin hep aynı oluşu tanıtır o şahsiyetleri.bıdı bıdı konuşurlar salça olurlar böyle sürekli herşeye.. artık sıradan alışkanlık haline gelmiş ezbere yazılmış www. ............................... . com diye bir klavye tınlaması... ardından rastgele sayfalara bakınma ..yeni yazılara gözgezdirme vs vb.. vs vb..

işte durum böyleyken bir ismi yeni yeni görmeye başladım.. ah işte o yine akılda kalmayanlardan olurya...ama görünce anımsarsın.. bir kadın.. sesi çok neşeli gibi kelimelerinde..herşeye verecek bir cevabı var.. gözümde canlanan profili tam netleştiremiyorum..bir neşe var evet ama aynı zamanda da yok gibi.meraklıda bişiy.. ..... bir akşam üzeri sohbet odasını gene tıka basa orta yaş kadın grubu doldurmuştu . akşam yemeği telaşındalar konuşup duruyolar  ben ıspanak pişirdim ama çocuklar sevmiyor pek.. gene ıspanak bana kaldı.. bende pazı aldım onu pişiriyorum.. e pardon pazı nedir?... sebze canımın için e onu biliyoruzz anladık herhald.. ıspanak la pazı sanıırm aynı şey die biliyorum ...

bana ne dedi... şu an net hatırlamıyorum.. aahh Hatice abla bak unutttum. o akşam üzeri bana ne pişirmemi söylemiştin..kerevizmiydi... portakallı kereviz sanıırm..

gece oldu ya aynı gün ya da değil sohbet odasında bana portakallı kereviz pişirmemi söyleyen bayanla karşılaştık..birisi daha vardı adını unuttum.. sonra gitti zaten.. biz kaldıkmı portakallı kerevizle başbaşa.. sonuç ; sabahlamışız.... bir tılsımı vardı.. tanıyor gibiydim.. çok zıttık birbirimizden.. ama bir his verdi bana o azılı konukların dışında sayfada değişiklik yaratan pek çok isim vardı ama onun adını gördüğümde sebepsiz bir duraksama yaşadığımı biliyorum. sanki orda beni bekler gibi biraz kader gibi.. değişik birşey bu pek adlandıramıyorum..ya diğer isimler beni hiç uyandırmazken...üstelik...

çok sohbetler ettik daha sonra onunla.. o orta yaşta iki çocuklu portakallı kereviz pişirip çocuklarına ve evine yetişen aynı zamanda çalışan ve YAZAN bir kadındı.

birbirimizi gerçekten çok sevdik.. evet saçma gelebilir aslında banada saçma geliyor  bu şekil gelişen arkadaşlıklar ama sanıyorum ki bunu saçma yapan bunun planlı olmasıdır diye düşünüyorum hani şu pc ye klavyeye.. beyne yerleşmiş tek bir amaç olan şu klasik flört tanışma öpüşüp koklaşma ..yazışma vs vb .. isteklerden ötürü tutunma gibi durumlar ' dır bunu saçma kılan .. işte en güzeli en hakikisi plansızdı .. ben plansızdım.. kendiside öyleydi. halada böyle bir planım yok ki ne mutlu bana..

kendisi bu yazıyı okur ya da okumaz.. bilmiyorum.. oda benim gibi ev taşıdı geçen ay.. yorgun..aramızda mesafeler var kendisiyle..  ben şımarırım ona o da bana  '' serserii '' der ciddi konuların üzerine cıvıklık yaptığımda..ama çok iyi bilir ki eminim buna..aslında o cıvıklığın nedenleri vardır o an .. o yüzden şakayla karışık bir serseriii azarı atar bana oradan..

geçen gece ... üzgün ve durgundu.. ...

''yorgunum... beynim yorgun.... yüreğim yorgun...'' dedi....

'' yazamıyorum...yazmam lazım benim '' dedi...

''hayırr yaa! yazamıyorum değil.. yazmıyorum evet..evet .. yazmıyorum '' dedi...

dedim ki kendini hazırlıyorsun aslında farkında değilsin...

ve bilmiyordu bana can sıkıntısını anlatırken bile aslında nasıl yazabildiğini...

Hatice abla.. ben ona şiir perisi diyorum bazen.. yazacaktır.. yazmalıdır...

 

Yorum (1) Yorum yaz!

çift..eski...ocak....kış.. koskocaman bir yalan...yok saydığım..

27/7/2007 · Kategori: PASAKLI YAZILAR

..günlerdir yazmıyorum ,yazdıklarım sayfaların sınırları dışında , neyle meşguldüm bilmiyorum.
çift isimliyim , çift soyisimli , ne vakit..üçüncü bir ismi de ekledim yaşantıma , sigara paketlerim de ikinin
üzerine çıkmaya başladı ve çoğaldı ismim kadar birikmiş işlerim de.. sen sınır dışıydın , kat kat binalarla  çıkıyordu
h
ız sınırın. sen azami hızı aştıkça ben duruyordum. diğer sayfalara yöneldim..hepsi çekmecede tıkılı kalmış buruşmuş
mektuplar gibiydi. kilometreler uzad
ıkça , oraya ait ciddiliği satın alıyordun kendine , en az yüzümü yakan keskin ayaz
kadar can s
ıkıcı oluyordun. unuttuğun keskin kelimelerdi yalnızca, sen takım elbiselerin suratsızlığını giyindikçe ,,
telefon numaran
ı çeviremeyecek kadar ellerim hissizleşiyordu.. yüzün; olmasaydı o gözümü bozan pencerenin arkasında,sonra da
en sevdi
ğim iki günlük sakalınla bozmasaydın gömleğinin düzgün ütüsünü...
belki bu
çoklu görüşmeler olmayacaktı , tarihler birbirine karışmayacak , doğumumdan önceki hayatları , var oluşları , bitişleri ,
d
üşünmeyecektim.telefonu çaldıranı tahmin etmeye gerek duymayacak kadar , programsız olacaktım ,
o resmiyet k
ıvamında kağıtt kokan defterde ki ismimden olmayacaktım. Yerleşikliğimi yitirmeyecektim.
Senin o arabesk
şarkılarını , keman sesi gibi dinlemeyecek, bir bütünü bozmayacaktım.Pas tutmayacaktı iki kişilik kırmızı yatağım
... ne kadar yaln
ız olduğumu ve yalnız bıraktığımı üşümüş ayaklarım hatırlatmayacaktı.

zaman
ın eskittiği birikmiş işlerime yöneldi bugün ellerim,.. sadece bu sıkıcı saatlerde eskiyor zaten
zaman , h
ızla geçen zamanlarda da olmaması gereken ne varsa oluyor.
yaz
ıları silinmiş , dokunduğumda bana tebeşirle tahtayı karalıyor hissi veren kağıt parçalarını incelerken
ezberini unutmu
ş ya da dersine çalışmamış bebek yaka , boyu uzanamayan bir kız çocuğu gibiydim.
bu tembellikten her yan
ı sıkıntılara sarılırken kulağıma uğultu gibi gelen telefonun sesi
kurtard
ı eni elime yapışan tebeşir kokusundan. Sesin ; o kötü kokularla savaşan çilekli mumun kokusunu
s
ardı her yerime,kasılmış vücuduma,,gülümsedim..gülümsedikçe çilek kokusu dağıttım bütün evin içine.
sesinin yayd
ığı kokuyla, ellerim zamanı yeniden bozuyor işte , bozulan zaman değil belki de
benim bu karars
ız tembel ellerim herşeyi bozan. Zamanın suçu yok..
O saniyelerini,dakikalar
ını, saatlerini hizada tutmaya çalışırken bense , bana ait olan ellerimle herşeyin
rengini ve yerini de
ğiştirerek , kendime benzettim gel gitlerimle , tüm yaşanmışlıkları, kilometreleri kısaltabilirdim oysa..
ya da de
ğiştirmek yerine yok sayabilirdim onların düzenini,böylece aynı sene de aynı asırda kalabilirlerdi.
k
ırışmış alınlarını benim sıcaklığımla ütülemek yerine.
b
ütün bu haksızlığı yapmışken zamana.., söyle nasıl adalet bekleyebilirim!
inan adaletli de
ğil aslında hiçbirşey , evden çıksam ilk gördüğüm sarı ticari arabaya binsem plakasına bakmadan,
trafik s
ıkışık olmasa,yeşil ışık yanar yanmaz kornas

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

tutukluyu uyutmamak

24/7/2007 · Kategori: MISRA

 

TuTuKLuyU UyUTmamaK

 

ıSLaK bİr akŞamdı... buLuTLandım, İçİmde aFiŞLer çİZiLiyOrdu...

tramvay dUrağında tUtukLandım, radyo haberLerİnİ verİyOrdu...

yağmUra, sOğuğa daYanıkLıYımdır, ne çıKar uyKuSuZ da kaLırıM....

günLerden cUma ' mı... cUmarTeSİ ' mi...

bUnLar benİ SöyLeTemeZLer...  daha geCeLerCe dayanırım...

hüCremİn karanLıK oLmaSı İyİ...

yaLnıZLığımı görmem böyLeCe...

yırTıLdı iÇimdeKİ aFiŞLer, oLduğuM yerde saKaTLandıM.

İçİM... dıŞıM.. eyLemİM  geCe...

benİ kendİme kİLİTLemİŞLer, naSıL oLSa kaLabaLığa çıKarıM...

 

uyumamak... faZLadan yaŞaMaK değİL mİ ? !

bUnLar benİ söyLeTemeZLer, daha geCeLerCe daYaNırıM...

 

AtiLLa İLhan

(tutuklunun günlüğü . 1982 )

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!